Kampüs Hayvanları Yaşam Alanlarında Kalmalı: İzmir İl Hayvanları Koruma Kurulu Kararına İtirazımızdır
İzmir İl Hayvanları Koruma Kurulu’nun 26.03.2026 tarihli ve 72 sayılı toplantı kararında yer alan; “Üniversite kampüslerinde kanuna aykırı şekilde bakım ve beslemesi yapılan sahipsiz hayvanların, kampüslerden ivedilikle toplanarak en yakın hayvan bakımevine götürülmesi” yönündeki karar, uzun yıllardır kampüslerde yaşamlarını sürdüren hayvanların doğal yaşam alanlarından koparılmasına yol açabilecek niteliktedir. Yaşamdan yana olan bizler açısından bu karar, ciddi bir endişe ve rahatsızlık kaynağı oluşturmaktadır.
Üniversite kampüsleri, genel yapılaşmaları itibarıyla geniş alanlara ve zengin yeşil dokulara sahip olacak şekilde tasarlanmaktadır. Nitekim kampüslerdeki biyolojik çeşitlilik ve yaşam zenginliği, bazı üniversitelerin kurumsal sayfalarında sürdürülebilirlik başlığı altında özellikle vurgulanmaktadır. Tür çeşitliliğinin yüksek olduğu bu ekosistemlerde, kampüs içinde oluşan ekolojik denge hassas bir yapı arz etmektedir. Bu dengede yer alan türlerden birinin ya da birkaçının ortamdan uzaklaştırılması, söz konusu ekolojik dengenin bozulmasına yol açabilecektir.
İzmir İl Hayvanları Koruma Kurulu tarafından alınan söz konusu kararın imza listesi incelendiğinde, üniversite bileşenleri adına yalnızca Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü’nün yer aldığı görülmektedir. Diğer üniversitelerin ise bu konuda herhangi bir görüşünün alınmadığı açıkça görülmektedir. 5199 sayılı Kanun’un 16/d maddesinde, hayvanların korunmasına ilişkin olarak kişi, kurum ve kuruluşların il düzeyindeki faaliyetlerinin izlenmesi, yönlendirilmesi ve bu alanda eşgüdüm sağlanması gerektiği düzenlenmiştir. Buna rağmen, bu yönde bir çalışma yapılmasına dair herhangi bir karar alınmamıştır. Bu durum, kampüslerde “sahipsiz” olarak nitelendirilen hayvanlarla doğrudan temas halinde olan; onların çipleme, aşılama, kısırlaştırma ve beslenmesini üstlenen ve kararda “kanuna aykırı” olduğu iddia edilen faaliyetleri yürüten kişilerin görüşlerine başvurulmadığını göstermektedir. Oysa bu hayvanlarla düzenli olarak ilgilenen kişiler, onların davranışlarını, çevreyle ilişkilerini ve olası etkilerini en yakından gözlemleyenlerdir. Bu değerlendirmelerin dikkate alınmaması, somut verilere dayalı objektif kararlar yerine keyfi kararlar alınmasına yol açar. Bu nedenle, ilgili paydaşların görüşleri alınmaksızın tesis edilen her karar, yeterli ve objektif bir değerlendirme sürecinden geçirilmediğini göstermektedir. Söz konusu olan yaşam hakkı olduğunda, bu tür bir keyfiyet kabul edilemez.
Tarih boyunca canlı türlerinin bulundukları ortamdan başka bir yere taşınmasının ya da bir bölgede yaşayan hayvanların toplu şekilde ortadan kaldırılmasının ne denli ağır ve yıkıcı sonuçlar doğurduğu defalarca tecrübe edilmiştir. Ortaya çıkan bu soruna çözüm adı altında ise, ne yazık ki bugün de sıkça başvurulan, türlerin toplu olarak yok edilmesine dayanan yöntemler uygulanmıştır. Oysa unutulmamalıdır ki bu tür ekolojik sorunların temelinde çoğu zaman insan müdahalesi yer almaktadır. Üniversite ekosisteminin sürdürülmesinde rol oynayan kampüs sakinlerinin toplanması, insanlarla etkileşimi son derece sınırlı olması gereken bazı yaban hayvanlarının yerleşke alanlarına yönelmesine ve açık alan ekosistemindeki mevcut dengenin bozulmasına yol açabilecektir. Bu nedenle çözüm arayışlarının aynı hataları tekrar etmeyen, daha sorumlu ve bütüncül yaklaşımlara dayanması gerekmektedir.
Hayvan özgürlüğü savunucularının, veteriner hekimlerin, hukukçuların ve duyarlı yurttaşların yıllardır dile getirdiği, yaşamdan yana çözüm önerileri dikkate alınmamakta, insan tarafından evcilleştirilmiş ve insanlarla sosyalleşmiş türler olan kedi ve köpekler, sorun olarak gösterilmekte; çözüm olarak ise yaşam alanlarından koparılmalarına dayanan etik ve bilimsel olmayan yöntemler tercih edilmektedir. Hayvan üreticiliğine yönelik herhangi bir yasal engel bulunmazken, sokakta yaşayan hayvanların toplanması, barınak adı altındaki hayvan hapishanelerine kapatılması bir çözüm değil sorumsuzluktur. Bilim insanlarının da ifade ettiği üzere toplu yaşam alanı olarak barınaklar viral hastalıkların yayılması için uygun ortamlardır ve barınakta yaşayan hayvanlar sıklıkla viral hastalıklar, açlık ve kötü yaşam koşulları nedeniyle yaşamını yitirmektedir. İzmir İl Hayvanları Koruma Kurulu da, taşıdığı ismin aksine, bu yaklaşımı benimsemekte ve söz konusu uygulamaları meşru görmektedir.
Uzun yıllardır kampüslerde bu hayvanlarla birlikte yaşayan insanlar olarak, doğuştan gelen yaşam hakkının temel bir hak olduğunu ve hiçbir koşulda vazgeçilemeyeceğini vurguluyoruz. Bilimsel temelden uzak sözde “güvenli kent, güvenli sokak” söylemi üzerinden hem insanlar hem de diğer türler üzerinde kontrolcü ve baskıcı yönetim anlayışlarının normalleştirilmeye çalışılmasını kabul etmiyoruz. Kentli hayvanların bir sorun olarak gösterilmesine karşı çıkıyoruz. Sorunun kaynağı kampüslerde ya da sokaklarda yaşayan hayvanlar değil; ilgili kurumların sorumluluklarını zamanında ve etkin biçimde yerine getirmemiş olmasıdır. Yeryüzünü paylaştığımız tüm canlıların özgürlüğünü ve yaşam hakkını esas alan bir çözüm için benimsenmesi gereken yaklaşım açıktır: uygulanabilir ve geçerliliği bilimsel olarak da kabul görmüş olan kısırlaştırma, aşılama ve hayvanların bulundukları yerde yaşamlarını sürdürmelerini sağlama ilkesi benimsenerek, yaşam hakkının korunduğu bir tutum almak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Kampüs ekosistemlerine ilişkin karar alma süreçlerinde söz hakkı, doğrudan o alanlarda yaşayan ve bu ekosistemin parçası olan bireylere ait olmalıdır. Keyfî uygulamalara son verilmesi gerekmektedir. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda besleme yasağı bulunmamaktadır. Aksine, aynı kanuna göre hayvanların aç ve susuz bırakılması suçtur. Buna rağmen valilikler tarafından getirilen besleme yasakları, yargı mercilerince birer birer iptal edilmektedir. Bu durum göz önünde bulundurulduğunda, yaşam hakkını korumak amacıyla hareket eden; kampüslerdeki hayvanların çipleme, aşılama, kısırlaştırma ve beslenmesini üstlenen kişilerin eylemlerinin kurumlar tarafından “kanunsuz” olarak nitelendirilmesinden vazgeçilmelidir. Tüm yurttaşların, kamu kurumlarının ve hukuki düzenlemelerin yaşamı esas alan bir perspektifle hareket etmesi, etik ve politik bir sorumluluktur. Kamu vicdanını yaralayan tüm bu uygulamalardan vazgeçilmelidir.
Eğitim Sen İzmir Üniversiteler Şubesi
Doğa, Ekoloji ve Hayvan Özgürlüğü Komisyonu

